
Geçen sene (2009) Mersin ilinin Göksu Deltasında yürüttüğümüz Deniz Kaplumbağaları Araştırma projesinin bitimine doğru Veteriner Hekim Ahmet Emre Kütükçü’nün KuzeyDoğa Derneği’nin; Amerika’nın California Eyalet Üniversitesinden yılın sonbahar ve ilkbahar dönemlerinde sulak alan restorasyon projesi için gelen Sean Anderson’a yardımcı olmak için gönüllü kişiler aradıklarını söylemesi üzerine; kaplumbağacı iki arkadaşımla birlikte başvurumuzu yaptık ve dernekten gelecek olan cevabı beklemeye başladık. Daha önce hiçbirimizin Türkiye’nin doğusuna gitmişliği yoktu ve bu üçümüz içinde güzel bir deneyim olacaktı.
Yola koyulma vakti gelmişti. Ankara’da buluşup Doğu Ekspresiyle kimi zaman uzanarak o uzayıp giden yolları, muhteşem manzarayı yarı uykulu yarı ayık bir halde izleyerek, kimi zaman anı fotoğraflama kimi zamanda müzikle, filmle tıngır mıngır gelen sesler eşliğinde geçirdik. Vardığımızda gece 11.00 idi ve 32 saatlik yol maceramız indiğimiz tren istasyonunda bizi çamurlu, tozlu ve içinde bir takım çöplerinde olduğu arazi aracıyla karşılamaya gelen Önder Cırık ile namı değer Midnight Express dedikleri ayak basan herkesin konaklayabileceği, gece gündüz kimlerin gelip gittiğini takip edemediğin en fazla kaç kişiyle kalındığını bilmediğim 15-20 yataklı bu çılgın eve vararak sonlanmış oldu. Hocamız henüz Kars’a gelmediği için onu 3 gün Kuyucuk Gölü kuş halkalama istasyonunda bekledik. Burada ağlar akşam 5 gibi açılır sabah 9 ‘a kadarda açık kalırdı. Sabah 9 gibi de ağlar tekrardan kapatılırdı. Çünkü bu bölgede su kuşları-kıyı kuşları yaşadığı için aktif oldukları vakit gece zamanıydı. Gölün bulunduğu geniş bir arazinin ortasında küçük bir bekçi kulübesi, çadır, karavan ve bulaşıklar için su tankı vardı. İlk üç gün yedi kişiydik gündüz ve gece kuş ağlarını kontrole çıktığımız boyumuza kadar bataklığın içinde debelendiğimiz boy çizmelerimizle, temiz ve güneşli açık alanda yaptığımız kalabalık kahvaltılarımızda, traktör kullanıp ata bindiğimiz bu ve bunun gibi anıları fotoğrafladığımız arazide... Geceleri çok soğuk olan kulübemizde yaktığımız gaz lambasının sıcaklığıyla ve kahkahalarımızla ısıtırdık kat kat giydiğimiz kıyafetlerin ve battaniyelerin haricindeki bedenimizi... Elektrik olmadığı için ne internet ne televizyon vardı bizi aynı mekânda kısa kısa konuşmalara iten, çok samimi olmamıza izin vermeyen ve saplantıda olarak vazgeçemediğimiz bunun gibi teknolojik aletler. İşte bu yüzden ki bu üç gün kuş halkalama istasyonunda hep beraber çalıştığımız için çok mutlu ve çok zamandır birbirimizi tanıyor gibiydik. Ama genelde böyle oluyor bir proje için gidip arazide çalışıyorsan doğada teknolojik ıvır zıvırdan uzak olduğun için vakit, kendini bir arada olduğun kalabalık sohbetlerde daha çabuk harcattırıyor. Biyoloji mezunu olmama rağmen derslerde de ornitoloji işlenmediği için bir de kuşlara çok meraklı olmadığımdan mı nedir kuşların türleri ve özellikleri hakkında Kuyucuk Gölü’ne gelip çalışmaları görene kadar bilgim çok azdı diyebilirdim. Ne zamanki ağlara takılan kuşları çıkartmaya gittiğimizde ki başka türlü onlara bu kadar yakın olmak imkânsız; dönüşte kuşların bir takım ölçümlerinin alındığı, halkalanıp fotoğraflandıktan sonra doğaya salındığını gördüğümde yine bir elde dürbün bir elde kuşları tanıtan kitapla onları evi olan seslerinin sürekli duyulduğu bu yerde gözlemlemeye çıktığımızda her ne olursa olsun en iyi öğrenme yerinin doğanın içerisinde yaşayarak edinilebileceğini anladım.
Sean hocanın gelmesiyle her sabah Midnight Express’ten yola çıkıp, 35 km yol aldıktan sonra Kuyucuk Gölü’ne geri gelip bu defa arazide büyük baş hayvanlar tarafından otlatılan ve otlatılmayan alanlardaki sazlıkları-otları tanımaya, sonrada bunları kesmeye başladık. Sabahtan akşama kadar kestiğimiz otları kimi zaman sıcağın altında kimi zamanda havanın birden bire kapanıp yağmurun başladığında bizi sürekli motive etmek için üniversite yıllarında Djlik yapmış Sean hocanın muhteşem sesi ve Amerika’dan kutu kutu getirdiği ısırıldı mı zar zor kopabilen çikolatalarını yiyerek kategorize ediyorduk. Bu çalışmada otlar, önce Emrah’ın icadı olan bitki kurutma dolabında kalıp sonra da biokütlelerinin ölçümü için üniversiteye gönderiliyordu. Akşamları eve dönüp kalabalık içinde yenilen yemekleri, gülüşmeleri yine bir sabah banyoda kalıp musluğun kapanmamasından dolayı banyonun yarısına kadar suyun dolduğunu ve bundan sebep aşağıdaki ev sahibinin yukarı geldiğini, yardım edin diye bağırıp sabahın 6’sında herkesi yatağından fırlattığım andaki Express sakinlerinin daha açılmamış gözlerindeki şaşkınlığını hiç unutmuyor, aklıma geldikçe de gülüyorum.
Teşekkürler KuzeyDoğa Derneği ve oraya yolu düşen herkese sevgiler...
Nazlı Özyaprak
Biyolog










